16/6/2008 · Kategori: KISSADAN HISSE
GERÇEK DOSTLUK...
Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı.
Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler. Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:
"Efendim şu manzaraya bakın" dedi.
"Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?"
Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:
"Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını" dedi.
"Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına gerçek dostluk denilir."
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
12/4/2008 · Kategori: KISSADAN HISSE
Sağanak hâlinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor
ve bükülmüş beline rağmen sağa sola koşuşuyordu.
Yanına sokularak:
- Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var?
Sıcak bir tebessümle:
-Buraların yabancısıyım evlâdım, dedi. Hastahane tarafına gidecek
bir araba arıyorum.
-Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim
Oraya geldiğimizde size haber veririm.
Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyemin altına girdi.
Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanacıkları
pembe pembe olmuştu.
- Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti.
-Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim.
Saatime baktıktan sonra:
-20 dakikanız var, dedim
-Hastahane yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor.
Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum
Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir
anda hücum ettiğini gördüm.
İçeriye doluşan ve arkadaş oldukları anlaşılan adamlara:
-İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
-Hak istiyorsan Hakkâri'ye gideceksin arkadaşım, dedi.
-Hem oradaki haklardan K.D.V. de alınmıyormuş.
Bu lâf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve
sinirlerim allak bullak olmuştu.
Sakinleşmeye çalışarak:
-Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim.
Ama şu ihtiyar teyzenin hastahaneye yetişmesi gerekiyor.
Bu defa şoför lâfa karışıp:
-Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi.
-Okuyup üfledi mi hastahaneye uçuverir.
Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti.
Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu.
5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa 0nunla beraber bindim ve şoföre, teyzeyi hastahanede indirmesini söyledim.
Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikâyet etmiyordu.
Üstelik trafik de yarı yolda tıkanıp kalmıştı.
Şoför:
-Yolun bu durumu hayra alâmet değil, dedi.
-Sebebini anlasam iyi olacak.
Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileriye doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
-Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış.
Heyecanla:
-Bir şey olmuş mu, diye atıldım. Yâni yaralı falan var mı?
- Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastahaneye kaldırmışlar.
Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla birşeyler
mırıldanıyor ve sanki 0nlar için dua ediyordu.
Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
-Kısmet işte, diye tekrarlayıp duruyordu. Sen kalk koca bir kamyonla çarpış.
-Hem de Türkiye'nin öbür ucundan gelen Hakkâri plâkalı bir kamyonla...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::